Siirlopedi



Yorgun düsüyorum bitabım, medcezir oyununda ömrümün... Bir avucumda ilk hicranım, diğerinde son kırmızısı gönlümün...E.Turna.Türk... SiiRLoPeDi SiiRLoPeDi
ANA SAYFAYA DÖN SIK KULLANILANLARA EKLE



Edebiyat ve siirde aldigimiz tatlarin mekani!! Ve Hayata dair Makalelerimiz!!


YARENLER

eskiten

Blogcu Yardım

siirimsilerle

yasaksokak

asskim

prinzessindiana

siiradresi

gülnaz hasköy

Aytül Kahraman

gurbetkusuu

enbelayerindeyimhayatin

huzuncicegimmm

edebiyatmevsimi

ahmetnuray

keskinkalem

duslermelegi

sarksofrasi

tbessum221

kaosuma

serpilobakizi

cansukelle

velatveda


HOŞ GELDİNİZ!

22/11/2009 - Eyy Şair! Elif Turna Türk


Eyy Şair!


Ne acıdır ki, başarılarımızın yolu acılarımızdan ve acılarından geçiyor insanlığın...!!

 

Elif Turna Türk

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



22/11/2009 - Diğer yarım… BANU KALAYCI

 

 

Pazar sabahı kuşlardan, böceklerden bahsedeceğim bir yazıyla başlamak isterdim belki, ama bugün o çıkmayacak. Bugün hava puslu, denizin üstünü katmer bir sis sarmış ve ben dün gece bir vampirin aşkını seyrederek uyudum. Bugün daha çok ‘’Duyun beni, duyar mısınız?’’ hissindeyim sanırım.

Yaşadığımız dünya sistemsel olarak dualiteye göre var olmakta.

Bu ne demek?
Bu şu demek; karşıtlıkların dünyasında yaşıyoruz, zıtlıkların. Ve her kavramın kendisinin tam karşıtını doğurduğu, böylece var olabildiği bir gerçekliğin tam ortasındayız.

Daha da mı karıştırdım demek istediklerimi?

Peki, o zaman şöyle toparlayayım; sanırım hepiniz ying-yang çizimini görmüşsünüzdür. Koca bir yuvarlak, yarısı beyaz, yarısı siyah ve siyah parçanın içinde biraz beyaz, beyaz parçanın içinde biraz siyah.

İşte dualite sistemi de tam bu demek. Bu algının içinde var olduğunuz sürece her zaman inandığınız şeyin bir karşıtı olacak demek ve bu iki inanışın uygulayıcılarının sayısı dünyasal denge yüzünden neredeyse hep aynı olacak demek.

Krizde iş bulmak zor diye düşünüyorsanız evet, kesinlikle krizde iş bulmanın zor olduğu yerdesinizdir ve bu kesinlikle doğrudur. Ama bunun tam karşıtı olmalı. Krizde kolay iş bulunan bir yer. Yer çekimi kadar kesin çünkü dualitenin kuramı.

Aşk üç yılda biter diyorsanız kesinlikle bunu yaşadığınız ve deneyimlediğiniz, şahit olduğunuz bir yerdesinizdir. Ama aşkın bitmediği bir yerde sizin ki kadar gerçek var olmalı.

Namuslu para kazanmak zordur diyorsanız kesinlikle durduğunuz yerde haklısınızdır ama bunun hemen dibinde namuslu para kazanmanın hem mümkün hem de var olduğu bir gerçeklik olmalı zıtlıkların dünyasında.

Erkekler aldatır diyorsanız kesinlikle sizin dünyanızda aldatıyordur ama karşıtlıklar dünyasında aldatmadıkları bir yer var. Ve bu liste sonsuza kadar uzar. Sadece düşünün ne kadar zıtlık içeren kavram var. Ve siz bu kavramların kaçında size hizmet eden inanışta duruyorsunuz.

Bu ying yang simgesini koca bir havuz gibi düşünün, ortadaki çizgiyle havuzu bölün. Bu koca dünyadaki tüm insanlar bu havuzun içinde yüzüyor gibi her bir inancında. Baktınız kafanızda bir ses belirdi,’’Aşk yok’’ diye bağırıyor, bilin, bu sizin içinde olduğunuz havuzun sesi. Bilin hemen yanınızda, onun tam karşıtını söyleyen bir havuz daha var,’’Aşk var, hem de çok güzel ‘’ diyen… bilin orda onun olduğunu ve kalkın o havuza geçin.

İçinizdeki her sesin bir karşıtı, her karşıtlığın bir gerçeği olmak zorunda dualite dünyasında. Yoksa hiçbirinin bir değeri yok üstünde yaşadığımız topraklarda.

İyi olmak için kötünün, güzel olmak için çirkinin, çocuk haklarını korumak için çocuk haklarına tecavüz edenin, dünyayı kurtarmak için dünyaya zarar verenin ihtiyacı içindeyiz aslında. İyi olmayı deneyimlemek için kötüye ihtiyacımız var, kurtarmayı deneyimlemek için kurtarılacak olaylar yaratanlara. Ne kadar garip ki, en büyük düşman gördüklerimiz bize en çok hizmet edenler aslında.Kim olduğumuzu deneyimlemek yolunda.

Çok derin bir konu bu biliyorum.

Pazar Pazar başka işin mi yok Banu dediğinizi de sanki duyabiliyorum.

Ama dün, bize hep korkunç diye öğretilen vampirlerin masalsı dünyasında, kötü vampir varsa bu dünyada, iyisi de olmalı tabi ki diye iç geçirdiğim, dualiteyi bir kez daha düşündüğüm, hayal gücüne ve yaratıcılığa hayran olduğum, yapamıyorum çünkü diye başlayan cümlelerin içinde yapanların emeğini saygıyla izlediğim, belki biraz da içinde yaşadığınımız gerçeklik tek gerçeklik değil diye çığlık atmak istediğim bir aşktan geçtim…

Neyse…
Beni bugünlük idare edin…
Muhteşem bir Pazar olsun…
Banu



 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



22/11/2009 - Konfüçyüs Der ki...

Konfüçyüs Der ki...

“Konusmaya deger olanlarla konusmazsan,
iNSANLARI yitirirsin. 
Konusmaya deger olmayanlarla konusursan,
SÖZCÜKLERi yitirirsin. 
Bilenler ; insanlarida , sozcukleri de yitirmezler...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



22/11/2009 - Hattat Taner Erdem: DUVAR- ..hayata dair bir deneme ve hikayesi.

DUVAR


Birer duvar örmüşüz ruhumuza; saklanmak için içine. Ne kimsenin bakmasına izin veriyoruz tüm eksiklerimiz, yanlışlarımız ve ayıplarımızla içimize, ne de müsaade ediyoruz kimsenin sevgiyle dokunmasına yüreğimize.... Küçük, küçücük bir delikten nefes alıp, yine o küçük delikten çığlıklar atıp, yardım istiyoruz kendi kendimizi mahkum ettiğimiz müebbetimize.... 

Önyargılardan, tabulardan, komplekslerden ve bize zoraki giydirilen bir elbiseye benzeyen gereksiz yasaklardan oluşan tuğlalar, o tuğlaları hayatı boşa harcama uğruna dizerek, hergün daha da yükselttiğimiz bir "DUVAR".... "Hani ne oldu?" diyen yok; onurumuza, kişiliğimize, özgüvenimize ve "Bu hayat benim" diyen insiyatifimize!!!

Kendi kendimizle konuşup,kendi sesimizi dinliyoruz o duvarın ardında durmadan acıyarak halimize.... Paylaşmıyoruz, kullanmıyoruz, nankörlük yapıyoruz Allah' ın lütfu beynimize, bilgimize....
Ağaçlara sevgi sözcükleri kazımaktan çoktan vazgeçmişiz. İçimizdeki duvarın tuğlalarına nefret, pişmanlık ve isyan sözcükleri kazıyoruz ölesiye.... Kendimizle barışık olmayı beceremeyip, sevgi ve saygıyı kendimizden esirgerken, başkalarından bekleriz sevgi ve saygıyı cahilce,bilinçsizce.... "sakalım yok ki sözüm dinlensin" deriz de, söz geçiremeyecek kadar aciziz kendi benliğimize....!

O DUVAR Kİ; kendi evimizde bile çürütür bizi, sanki yaban ellerde, karanlık bilinmezlerde...
O DUVAR Kİ; dizimizin dibindeyken bile uzaklaştırır, koparır, hasret bırakır dostumuza, eşimize, ailemize...

O DUVAR Kİ; koparır hayatla bağları kalleşçe,haince... İhanet ettirir aslında, "KENDİ KENDİMİZE" !!!!!!!!!! 

Hattat Taner ERDEM-2002

YAZININ HİKAYESİ ;

Pink Floyd çok sevdiğim bir müzik grubudur..... 1985 yılında tanışmıştım ilk... ve felsefelerine hayran kalmıştım... özellikle "the wall: duvar" isimli kasetleri ve aynı adlı şarkıları çok etkilemişti beni... filmini tam 4 kez seyretmiştim, denk gelirse tavsiye ederim...

parçanın ve filmin özelliği: insanın içdünyasında oluşan bir duvar ve o duvarın ardında verilen "kişilik ve varolma savaşı" nın konu edilmesiydi.... aile ve toplum baskısı, özgüven sorunu, duygusal depremler, negatif ilişkilerin yıkımı, eğitim sisteminin bilinçaltına bıraktığı tortular vs....... bunların hepsi birer tuğla olarak yığılıyor içimize.. ve nihayetinde de bir duvar oluşuyor... o duvarı yıkabilenlerle, altında veya ardında ezilenleri anlatıyor "the wall" filmi...

o kadar etkisinde kalmıştım ki, film çıkışında günlerce içimdeki tuğlaları bulmaya ve varlığını filmle farkettiğim duvarı yıkmaya uğraştım... hala da uğraşıyorum:)) hayata bakış açımı, yaşam tarzımı ve diyaloglarımı komple gözden geçirmiştim... ve karar vermiştim; birgün ben de o duvarı anlatan ve insanları o duvarın varlığından haberdar eden bir yazı yazacaktım... bu bana has bir yazı olmalıydı.. filmin mesajları ve benim gözlemlerim, tecrübelerim, harmanlanmalıydı... inansın -inanmasın, katılsın - katılmasın, beğensin - beğenmesin okuyanlarda mutlaka bişeyler uyandırmalıydı... herkes kendinden ve hayatından cümlelerle sarmalanmalıydı...

2002 yılında yazdım "kendi duvarımı".... ve aşağıda sunuyorum siz değerli dostlarıma... okuyun, düşünün, kendi tuğlalarınızı bulun ve tabi dilerseniz paylaşalım diye...... ve lütfen bir yerlere kaydedin... birgün "kişisel muhasebe" yaparken mutlaka lazım oluyor..... ben hala kullanıyorum.... en azından çevremdeki insanları incelerken..... SAYGILARIMLA DOSTLAR...


http://www.hattattaner.com 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



19/11/2009 - Ağza giden yılan.

Adamın biri ağaç altında uyurken ağzına yılan girdi. Bunu uzaktan gören yiğit bir atlı koştu ve hemen uyuyan adamı uyandırıp kırbaçlamaya başladı ve ona yerden çürük elmaları yemesini emretti. Adam korkudan yedi. Sonra yiğit adamı kırbaçlayarak koşturuyordu. Zavallı adam çöllerde saatlerce koştu. Kan ter içinde kalmıştı. Nihayet yere diz çöktü ve başladı kusmaya. Yılan çıkıverdi. Adam yiğite minnetle baktı ve 'A yiğidim bunu neden baştan demedin, sana düşman kesilmiştim şimdi minnettarım, canım kurtuldu . 'dedi. Yiğit 'Baştan desem ödün patlar yaşayamazdın. Kurtulman için kırbaç, çürük elma ve koşma gerekiyordu 'dedi. 

İyi anla! Yılan giren adam sensin. Yiğit, Hak Nebi...Kırbaçlar dünyevi eza ve belalar. Çürük elma fakirliktir. İçinden çıkan yılan ise nefsin. Onu defetmeden kurtulamazsın. "Mesnevi"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




dizayn

by siirlopedi&seyyah

HATTAT TANER ERDEM E ULA$MAK ICIN ASAGIDAKI RESME TIKLAYIN! SANATI VE SANATCIYI DESTEKLIYORUZ!
<- :: Sonraki Sayfa ->









YASAL UYARI
BLOG ICERIKLERININ IZINSIZ
VE ISIM BELIRTMEKSIZIN

KOPYALANMASI YAYINLANMASI
YASAKTIR!
Siirlopedi EuroPa
Siirlopedi EuroPa
DAVETLiMiZSiNiZ!

KISI Ziyaret edenlerimiz
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Link Ekle Arama Motoru